NASA, birkaç gün içinde uzay araştırmalarında yeni bir dönemin kapısını aralayacak Artemis II görevini başlatmaya hazırlanıyor. Dört astronotu Ay yörüngesine taşıyacak bu görev, sembolik bir geri dönüşten çok daha fazlasına zemin hazırlayacak. Zira görev, kalıcı bir Ay üssü kurulmasının ve uzun vadede Mars’a insan göndermenin temel adımı olarak görülüyor. On yıllara yayılan çalışmalar, binlerce uzman ve yaklaşık 93 milyar dolarlık bütçe ile şekillenen Artemis programı ilk bakışta “Ay zaten keşfedildi” algısını yeniden gündeme getirse de bu kez hedef çok daha büyük ve stratejik.
Haberi okuduğunuz için teşekkürler, bizi takip etmeyi unutmayın!
Ay’daki gizli zenginlikler yeniden yarış başlattı
Yüzeyi kuru ve cansız gibi görünen Ay, aslında bilim insanlarına göre son derece değerli kaynaklar barındırıyor. Uzmanlara göre Ay, Dünya ile benzer elementlere sahip. Özellikle nadir toprak elementleri, Dünya’da sınırlı miktarda bulunurken Ay’da yoğunlaşmış bölgelerde yer alıyor olabilir.
Bunun yanı sıra demir, titanyum ve çeşitli endüstriyel uygulamalarda kullanılan helyum gibi elementler de Ay yüzeyinde bulunuyor. Ancak tüm bu kaynakların ötesinde en dikkat çekici unsur su.
Bilim insanlarına göre Ay’ın bazı minerallerinde hapsolmuş suyun yanı sıra, özellikle kutup bölgelerinde kalıcı gölgede kalan kraterlerde buz halinde büyük su rezervleri bulunuyor. Bu durum, Ay’da sürdürülebilir insan varlığı için kritik bir avantaj sağlıyor. Su yalnızca içme ihtiyacını karşılamakla kalmıyor aynı zamanda hidrojen ve oksijene ayrılarak hem solunum hem de roket yakıtı üretiminde kullanılabiliyor.
ABD ve Çin karşı karşıya
Soğuk Savaş döneminde ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanan uzay yarışı, günümüzde yerini ABD ile Çin arasındaki rekabete bırakmış durumda. Çin, son yıllarda Ay’a başarılı robotik görevler gerçekleştirdi ve 2030’a kadar insanlı Ay inişi hedeflediğini açıkladı.
Bu rekabet artık yalnızca Ay’a ulaşmakla sınırlı değil. Asıl kritik nokta, kaynak açısından zengin bölgelerde konumlanmak. 1967 tarihli Birleşmiş Milletler Dış Uzay Anlaşması, Ay’ın hiçbir ülke tarafından sahiplenilemeyeceğini belirtiyor. Ancak bu durum, Ay yüzeyinde faaliyet göstermeyi engellemiyor.
Dolayısıyla ülkeler Ay’da toprak “sahiplenemese” de fiilen kontrol ettikleri bölgeleri süresiz olarak kullanabiliyor. Bu da stratejik alanların erken aşamada güvence altına alınmasını hayati hale getiriyor.
Mars yolculuğunun provası
NASA’nın nihai hedefi ise 2030’lu yıllarda Mars’a insan göndermek. Ancak bu hedef, ciddi teknolojik zorluklar barındırıyor. Bu nedenle Ajans, Ay’ı bir tür test alanı olarak konumlandırıyor.
Ay’da uzun süreli insan varlığı oluşturmak, başka bir gezegende yaşam kurmanın en güvenli ve maliyet etkin yolu. Ay’da kurulacak bir üs sayesinde yaşam destek sistemleri, enerji üretimi, radyasyondan korunma ve aşırı sıcaklıklarla başa çıkma gibi kritik teknolojiler test edilecek.
Dünya’nın geçmişine açılan bir zaman kapsülü
Apollo görevleri sırasında getirilen Ay taşları, bilim dünyasında devrim yaratmış ve Ay’ın oluşumuna dair kritik bilgileri ortaya koymuştu. Bu örnekler sayesinde bilim insanları, Mars büyüklüğünde bir gök cisminin Dünya’ya çarpması sonucu Ay’ın oluştuğunu ortaya çıkardı.
Ancak keşif süreci tamamlanmış değil. Ay, yaklaşık 4,5 milyar yıllık Dünya tarihini bünyesinde barındırıyor. Üstelik Dünya’daki gibi levha hareketleri, rüzgar veya yağış gibi aşındırıcı süreçler olmadığı için bu kayıtlar büyük ölçüde korunmuş durumda.
Bilim insanları, farklı bölgelerden getirilecek yeni örneklerin hem Ay’ın hem de Dünya’nın erken dönemine dair bilinmeyenleri aydınlatabileceğini düşünüyor.
Apollo görevlerinin siyah-beyaz görüntüleri, bir dönemin hayal gücünü şekillendirmişti. Artemis görevlerinin ise canlı yayın ve 4K görüntülerle çok daha geniş kitlelere ulaşması bekleniyor.
Apollo görevlerinden farkı ne?
NASA’nın Artemis II görevi ilk bakışta geçmişin bir tekrarı gibi görünebilir. Sonuçta 1968 ile 1972 yılları arasında gerçekleştirilen Apollo programı kapsamında 24 astronot Ay’a yolculuk yaptı, altı görev doğrudan Ay yüzeyine iniş gerçekleştirdi. Günümüzde halen Ay’a inilmediği tartışılsa da Rus uzay ajansı, 2024 yılında Amerika’nın Ay’a indiğini resmen kabul etmişti. Ancak Artemis ile Apollo arasındaki benzerlikler yalnızca hedefin Ay olmasıyla sınırlı kalıyor.
Tamamen farklı görev mimarisi
Apollo programı, belirli aşamalar halinde ilerleyen ve her adımı bir sonrakine hazırlayan görev zincirleri üzerine kurulmuştu. Dünya yörüngesindeki insansız testlerden başlayarak Ay yüzeyine inişe kadar uzanan bu sistematik yapı, 1969’da Apollo 11 ile zirveye ulaştı.
Artemis programı ise farklı bir yol izliyor. 2022’de gerçekleştirilen Artemis I görevi, Orion uzay aracını Ay yörüngesinde insansız olarak test ederek Apollo döneminde hiç uygulanmamış bir senaryoyu hayata geçirdi. Bu görevde ayrıca insanlı uçuşlara uygun yeni bir Ay yörüngesi türü de denendi.
Artemis II ise programın ilk insanlı görevi olacak. Bu yönüyle Apollo 7 ile kıyaslanabilir, ancak kritik bir fark var. Apollo 7 yalnızca alçak Dünya yörüngesinde kalmıştı. Artemis II ise bu sınırın çok ötesine geçerek astronotları derin uzaya taşıyacak.
Görev profili açısından Artemis II, kısmen Apollo 8’i andırıyor. Ancak Apollo 8 mürettebatı Ay yörüngesine girip tam tur atarken, Artemis II astronotları Ay’ın etrafında tam bir tur atmayacak, onun yerine Ay’ın ötesine geçerek geri dönecek. Görevde Reid Wiseman, Victor Glover, Christina Koch ve Jeremy Hansen’dan oluşan ekip, “free-return” olarak adlandırılan bir yörünge izleyecek. Bu rota sayesinde uzay aracı, Ay’ın yerçekimini kullanarak ek motor ateşlemesine ihtiyaç duymadan doğal olarak Dünya’ya geri dönecek.
Bu yöntem daha önce acil durum nedeniyle Apollo 13 görevinde kullanılmıştı. Ancak Artemis II’de bu tercih bir zorunluluktan değil, uçuş sırasında Space Launch System roketinin üst kademesiyle yakın operasyon testleri gerçekleştirmek için bilinçli olarak yapılıyor.
Apollo 13 astronotları, Dünya’dan 400.171 kilometre uzaklığa ulaşarak insanlı uzay uçuşu rekorunu kırmıştı. Planlandığı gibi ilerlemesi halinde Artemis II, bu rekoru da geride bırakacak.
Diğer yandan Apollo görevlerinin temel motivasyonu ABD’nin Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’ne karşı teknolojik üstünlüğünü kanıtlamaktı. Ay’a bayrak dikmek ve astronotları güvenle geri getirmek programın ana hedefiydi.
Artemis programında ise hedef çok daha uzun vadeli. NASA bu kez Ay’a yalnızca gitmek değil, orada sürdürülebilir bir insan varlığı oluşturmak istiyor. Planlar arasında Ay’ın güney kutbunda bir üs kurulması ve bu bölgede bulunan su buzunun çıkarılarak yaşam destek sistemleri ve roket yakıtı üretiminde kullanılması yer alıyor.
Yaklaşık 10 günlük kritik görev planı: Artemis II ne zaman fırlatılacak?
Artemis II’nin toplamda yaklaşık 10 gün sürmesi planlanıyor. Görev, Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden şimdiye kadar geliştirilen en güçlü roket olan Space Launch System (SLS) ile fırlatılacak. Fırlatma 1 Nisan Çarşamba günü, Türkiye saati ile gece 01:24’te (2 Nisan Perşembe gününün ilk saatleri) gerçekleşecek. NASA’nın fırlatma için 2 saatlik bir penceresi bulunuyor. Bu da kalkışın TSİ 01:24 ile 03:24 arasında herhangi bir zamanda gerçekleşebileceği anlamına geliyor.
Ancak hava koşullarının elverişsiz olması durumunda NASA’nın elinde başka seçenekler de mevcut. Uzay ajansı, 1 Nisan – 6 Nisan tarihleri arasında her gün ve ardından tekrar 30 Nisan’da uygun fırlatma pencerelerine sahip.
Fırlatmanın ardından Orion kapsülü roketten ayrılarak yüksek eliptik Dünya yörüngesine girecek. İlk iki gün boyunca mürettebat, yaşam destek, navigasyon, iletişim ve itki sistemlerini detaylı şekilde test edecek.
Bu kontrollerin ardından gerçekleştirilecek “translunar injection” manevrası ile Orion, Ay’a doğru yola çıkacak. Üçüncü ve dördüncü günlerde astronotlar, insanlığın şimdiye kadar ulaştığı en uzak mesafelere doğru ilerlerken sistemleri izlemeye devam edecek.
Ay’a yaklaşan Orion, gezegenin arkasından geçerek free-return rotasına girecek ve bu sırada Dünya’dan en uzak noktaya ulaşacak. Ardından birkaç gün sürecek dönüş yolculuğu sırasında derin uzay koşullarında ek testler yapılacak.
Görevin son aşamasında Orion, atmosfere yaklaşık 40.000 km/s hızla giriş yapacak. Bu süreçte ısı kalkanının performansı test edilecek. Kapsülün Pasifik Okyanusu’na iniş yapması ve mürettebatın kurtarma ekipleri tarafından alınması planlanıyor.







