Toprağın altındaki kızıl taş, nasıl alüminyuma dönüşüyor?

Fransa İmparatoru III. Napolyon, sarayında düzenlediği ziyafetlerde misafirlerine altın tabaklarda servis yaptırırken, kendisi alüminyum tabakları tercih ediyordu. 19. yüzyılın ortalarında, altından bile daha değerli görülen bu metal, 1855 Paris Dünya Fuarı’nda sergilendiğinde Avrupa soylularının gözdesi haline geldi.
Haberi okuduğunuz için teşekkürler, bizi takip etmeyi unutmayın!
Bugün alüminyum, uzay mekiklerinden mutfak folyolarına kadar hayatımızın her alanında karşımıza çıkıyor. Ancak bu parlak metal doğada doğrudan bulunmaz. Doğadaki yolculuk, tropikal ve sıcak iklimli bölgelerde yoğun yağışların aşındırdığı topraklarda başlar. Boksit, kızılımsı kahverengi tortul kayaç, alüminyum mineralleri açısından adeta bir depo niteliğindedir.
ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu’nun verilerine göre, boksitin en büyük üreticileri Gine, Avustralya, Çin, Brezilya ve Endonezya’dır.
Kızıl kayacın saf bir metale dönüşmesi, 19. yüzyılın sonlarında keşfedilen iki kimyasal yöntemle mümkün kılındı:
Bayer yöntemi: 1887’de geliştirilen bu ilk adımda, çıkarılan boksit kayaçları işlenerek alümina adı verilen alüminyum oksit bileşenine dönüştürülür.
Hall‑Héroult süreci: İkinci aşamada alümina, içi karbonla kaplanmış çelik haznelerdeki erimiş kriyolit banyosuna aktarılır. Buradan yüksek elektrik akımı geçirildiğinde oksijen atomları ayrışır ve dipsiz kapta saf sıvı alüminyum birikir.
Fırınlarda toplanıp külçelere dökülen bu özel metal; hafifliği, paslanmaya karşı direnci ve kalitesini kaybetmeden defalarca geri dönüştürülebilmesi sayesinde güneş panellerinden gıda katkı maddelerine kadar modern sanayinin en temel yapı taşlarından biri haline geldi.
Tek tıkla reaksiyon bırakabilirsin.




Yorumlar
0 yorum